HCBBS Forum (Türkçe)
Submit Chemical Projects / Find Solutions
Amplify Your Requirements on a Broader Chemical Platform *Engineering · Technology · Equipment · Solutions*
Submit Request

Sorumluluk soruşturmalarından sorun araştırmalarına — Sistem teorisi ve sistem güvenliği teorisine dayalı düşünceler ve öneriler

2016-11-22View Original

Thread Content

Önceki bölüm: Üretim güvenliği kazalarının araştırılması ve ele alınması, üretim güvenliği çalışmalarının önemli bir parçasıdır. Kaza araştırma politikaları ve yöntemlerindeki yenilikler, ülkemizin üretim güvenliği sistemini geliştirmede büyük öneme sahiptir. Ülkemizin genel iş güvenliği durumu ve kaza araştırma/çözümleme süreçlerine ilişkin mevcut durumu göz önünde bulundurarak, bu makale son 3 yılda ülkemizde meydana gelen özellikle ciddi kazaların eğilimlerini ve nedenlerini analiz etmekte; ayrıca kazaların temel düzenliliklerini ve ortak sorunlarını özetlemektedir. Sistem güvenliği anlayışına dayanarak, yazar güvenliğin sistemin bütünsel bir özelliği olduğunu, sistem kırılganlığının ise kazaların meydana gelmesindeki başlıca neden olduğunu düşünmektedir; bu yüzden kazaların sorumluluğunu basitçe belirli kişilere veya olaylara atfetmek doğru değildir. 2001 yılında ülkemizde iş güvenliği denetim sistemi kurulmasından bu yana, iş güvenliği durumu sürekli olarak iyileşmektedir; ancak ağır ve büyük kazaların riski hâlâ yüksek olup, iş güvenliği durumu hâlâ ciddiyetini korumaktadır. Ülkemizin iş güvenliği çalışmalarının tarihine bakıldığında, çalışmalarımızı daha da geliştirmek ve yenilemek için ciddi şekilde özetlenip alınması gereken birçok deneyim ve ders bulunmaktadır. I. Güvenli üretim durumu ciddi bir sorundur ve bu, ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişiminin önemli bir zorluğudur. Ağır ve çok ciddi kazaların meydana gelme sıklığı azalma eğiliminde olsa da, verilerde büyük dalgalanmalar görülmektedir. Şu an ülkemizde çok ciddi kazaların meydana gelme riski hâlâ oldukça yüksektir. Son yıllardaki özellikle ciddi kazalar, meydana geldikleri zaman, yer, sektör, doğrudan nedenler ve felaketin niteliği açısından büyük farklılıklar gösterse de, bazı ortak özelliklere sahiptir. Bu tür sorunların ardı arkası kesilmez olması, güvenli üretim çalışmalarında yaygın olarak görülen sistemsel kırılganlığı ortaya koymaktadır. Sistemin genel özellikleri sorununu çalışmalarımızın odak noktası olarak görmeli, bütünsel sistemin büyük kaza risklerinin yönetim seviyesini ve kazalara karşı direncini artırmak için çaba göstermeliyiz. Reform ve açılım politikalarından bu yana, üretim güvenliğiyle ilgili ciddi kazaların sık sık meydana gelmesi, ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişimini sürekli olarak olumsuz etkilemektedir. Yüzyılın başında ülkemiz, günümüze kadar kullanılmakta olan güvenli üretim denetim sistemini oluşturdu. Parti ve hükümet, güvenli üretimi güçlendirmek için bir dizi önemli tedbir aldı ve belirgin sonuçlar elde edildi; bunların en dikkat çekici yönü ise üretim güvenliği kazalarının toplam sayısındaki sürekli düşüştür (aşağıdaki grafikte görüldüğü gibi). 2005’ten 2015’e kadar ülkemizde meydana gelen üretim güvenliği kazalarında ölenlerin sayısı sürekli azaldı; 2005’te ölü sayısı 127.089 iken, 2015’te bu sayı 66.182 oldu. Ancak aşağıdaki grafikten de görülebileceği gibi, çok ciddi kazaların meydana gelme sıklığı da düşüş eğiliminde olsa da verilerde büyük dalgalanmalar mevcuttur; her yıl meydana gelen çok ciddi kazaların sıklığındaki varyasyon katsayısı 0,5’e ulaşmaktadır. Bu durum bir yandan çok ciddi kazaların rastgele ve düşük olasılıklı olaylar olduğunu gösterirken, diğer yandan ülkemizde hâlâ çok ciddi kazaların meydana gelme riskinin oldukça yüksek olduğuna işaret etmektedir. Ağır ve çok ciddi kazaların önlenmesi, ülkemizin mevcut iş güvenliği çalışmalarında en öncelikli konu haline gelmiştir. 2005 yılı civarında ülkemizde her yıl yaklaşık 10 adet çok ciddi kaza meydana geliyordu. Son 5 yılda bu sayı her yıl 5 civarına düşmüş olsa da, 2013’ten 2015’e kadar her yıl yüzlerce kişinin öldüğü çok ciddi kazalar meydana geldi; bunların niteliği son derece ciddiydi ve etkileri de oldukça kötüydü. Ağır ve büyük kazaların önlenmesi, ülkemizin mevcut iş güvenliği çalışmalarında en öncelikli konu haline gelmiştir. Aslında, özellikle ciddi kazaların meydana gelmesinde tamamen belirsizlikler yoktur; ancak şu anki sorun, bu tür kazaların nedenlerinin hiç bilinmemesi değil, birçok bilginin yanlış veya yarı doğru olmasıdır. Sistem düşüncesine dayalı vaka analizi ve karşılaştırmalı değerlendirme yöntemleri kullanarak, yazar geçmişte meydana gelen özellikle ciddi kazaları incelemiş ve bu çalışma, büyük kazaların risk yönetimi konusunda yeni yaklaşımlar önerisinde bulunabilir. Yazar, 2013’ten 2015’e kadar meydana gelen 12 özellikle ciddi kazayı kısaca analiz etmiştir. Bu 12 özellikle ciddi kaza arasında sadece 4’ü tipik üretim güvenliği kazalarıdır; diğer 8’i ise belirli ölçüde kamu güvenliği niteliği taşımaktadır. Bu 12 özellikle ciddi kaza, toplamda 860 kişinin ölümüne ve 1218 kişinin yaralanmasına neden oldu. Bu 12 özellikle ciddi kaza sonrasında, sorumlulukları nedeniyle toplam 845 kişi soruşturuldu. Ayrıca, bu 12 özellikle ciddi kaza ile ilgili soruşturma ve işlem raporlarında, her bir kazanın farklı doğrudan nedenleri belirtilmiş olsa da, istisnasız hepsi kusurlu kazalar olarak tespit edilmiş ve doğal olarak bu özellikle ciddi kazalarla ilgili ciddi sorumluluk soruşturmaları yürütülmüştür. Benzer nitelikteki bir dizi sorun, güvenli üretim çalışmalarında yaygın olarak görülen sistemsel kırılganlığı ortaya koymaktadır. Modern toplumlarda meydana gelen kazalar genellikle son derece karmaşık özellikler taşımakta; felaketler ve kırılganlık durumları doğadan topluma kadar olan tüm alanlarda ortaya çıkmakta ve birbirleriyle iç içe geçerek bütünleşmektedir. Sistemsel kırılganlık, güvenlik yönetiminin her seviyesinde ve acil durum hazırlığı, müdahale ve iyileştirme süreçlerinin tamamında mevcuttur. Sistem kırılganlığı, bir kaza meydana gelmeden önce zaten var olan objektif koşullardır ve sadece kaza sürecinde “ortaya çıkar”. Sistem teorisi açısından, sistem kırılganlığının ortaya çıkışı, sistemin özellikleri ve değişimleri doğrultusunda farklı davranışlar sergileyebilir. Kaza meydana gelmeden önce, sistem zayıflıkları potansiyel bir halde bulunur ve bu belirsizlik özelliği, kazanın meydana gelme “eğilimini” belirgin şekilde artırır. Sistemin bu tür ortaya çıkışı, yalnızca riskin bir kaza meydana gelmeden önce algılanıp algılanamadığına bağlı değildir; önemli olan, algılandıktan sonra buna uygun kontrol önlemlerinin alınıp alınmamasıdır. Kaza öncesinde, kazaya yol açan potansiyel sistem zayıflıklarının tespit edilmesi, değerlendirilmesi ve kontrol altına alınmasıyla, tüm toplumun kaza risklerine karşı direnci (Dayanıklılık) kapsamlı bir şekilde artırılabilir. Bu yıllar boyunca, her büyük kaza meydana geldiğinde ülkemizin ilgili departmanları ciddi ve titiz bir şekilde soruşturma yaparak olayı ele aldı; kazalardan alınan acı dersler dikkate alındı, önlemler güçlendirildi ve daha sıkı sorumluluk takibi uygulandı. Bu önlemler, güvenli üretim çalışmalarının daha etkin bir şekilde yürütülmesini sağlamada gerçekten etkili oldu; ancak ağır ve büyük kazaların riski hâlâ önemli ölçüde kontrol altına alınamadı. 2013’ten 2015’e kadar ülkemizde meydana gelen 12 özellikle ciddi kaza, meydana geldikleri zaman, yer, sektör, doğrudan nedenler ve felaketin niteliği açısından oldukça farklı gibi görünse de, derinlemesine bir analiz yapıldığında bu felaketlerin nedenleri ve eylemlerinin bazı ortak özellikler taşıdığı görülebilir: İşletmelerin güvenli üretim sorumluluklarının yerine getirilmemesi, yerel yönetimlerin güvenli üretime yeterince önem vermemesi, güvenli üretim denetimlerinin yetersiz olması, ciddi kaza risklerinin tespiti ve düzeltilmesinde yetersizlikler, acil durum müdahalelerinin yetersiz olması ve ayrıca altyapının zayıf olması ile ilgili personelin güvenlik bilincinin düşük olması gibi. Bu tür sorunların ardı arkası kesilmez olması, güvenli üretim çalışmalarında yaygın olarak görülen sistemsel kırılganlığı ortaya koymaktadır. Sistem kırılganlığı, özünde sistemin yapısal riskidir. Sistem kırılganlığı, sistemin bütünsel bir özelliğidir; yerel veya bireysel birimlerin özelliği değildir. Bu nedenle, kaza öncesi risk yönetimi ve kaza sonrası soruşturma işlemleri sırasında, sistemin bütünsel özellikleri konusunu çalışmaların odak noktası olarak görmek, bütünsel sistemin büyük kazalar karşısındaki risklerini azaltma seviyesini ve afetlere karşı direnç gücünü artırmaya çaba göstermek gerekir. İkinci olarak, üretim güvenliği bir sistem özelliğidir ve son derece karmaşık ekonomik ve sosyal gelişme koşullarında, geleneksel üretim güvenliği yönetimi teorileri ve yöntemleri yeni durumun gereksinimlerini karşılamakta giderek zorlanmaktadır. Modern sistem güvenliği teorisi, güvenliğin bir sistemin özelliği olduğunu savunur. Günümüzde ülkemizdeki güvenli üretim konusundaki ciddi durumun ortaya çıkardığı sorunlar, yalnızca bazı kuruluşların yönetim sorunları değildir; asıl nedenler, yaygın olarak görülen zayıf altyapı, eksik sistem ve mekanizmalar ile hukukun üstünlüğünün sağlanamamasıdır. Risk yönetimi ve sistem güvenliğinin önemi, ciddi kazalara yol açabilecek risklerin, bir kaza meydana gelmeden önce tespit edilip kontrol altına alınması ve böylece ciddi kazaların önlenmesidir. Deneyim bize, tekrarlayan bir fenomen için düzenlilik açısından araştırma yapılması gerektiğini, yaygın sorunlar için ise sistem yapısı dahil olmak üzere kurumlar ve mekanizmalar açısından nedenlerin analiz edilmesi gerektiğini göstermektedir. Şu an ülkemizin iş güvenliği çalışmaları, eşi benzeri görülmemiş baskılar ve zorluklarla karşı karşıya. Reformların sürekli derinleşmesi ve kentleşme sürecinin hızlanması, yeni üretim biçimlerinin ortaya çıkması ve küresel ekonominin entegrasyonu gibi faktörler, güvenli üretim alanında son derece karmaşık yeni sorunlara yol açmıştır. Bu durum, geleneksel güvenli üretim yönetimi teorilerinin ve yöntemlerinin yeni koşulların gereksinimlerini karşılamasını giderek zorlaştırmaktadır. Yazarın görüşüne göre, uzun yıllardır klasik olarak kabul edilen Heinrich’in kaza zinciri modeli, Bird’in yönetim kararları teorisi, Rethin tarafından önerilen kaza nedenleri için İsviçre peyniri modeli ve yıllardır kullanılan nedensellik belirleme ve kaza zinciri teorileri gibi yaklaşımlar, son derece karmaşık olan ekonomik ve sosyal gelişme koşullarında, büyük kazaların önlenmesi, müdahalesi ve kaza incelemelerinde artık tam anlamıyla uygulanamamaktadır. Güvenlik, bireylerin veya yerel unsurların özelliği değil, sistemin bir özelliğidir. Modern sistem güvenliği teorisiye göre: Güvenlik, bireylerin veya yerel unsurların özelliği değil, sistemin bir özelliğidir; hem güvenlik hem de kaza riski, sistemin ortaya çıkardığı olgulardır. Son yıllarda meydana gelen bir dizi büyük kazanın analiz sonuçları, büyük kazaların ortaya çıkışının ve gelişiminin tüm ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojik süreçlerle ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, kazaların nasıl meydana geldiğini ve zararlara nasıl yol açıldığını anlamak için sistemin bütünsel işleyişinin detaylı bir şekilde analiz edilmesi gerekmektedir; kazaların nedenleri basitçe belirli bir kişiye veya faktöre atfedilmemelidir. Çoğu büyük ve ciddi kaza, karmaşık sistemlerdeki doğrusal olmayan etkileşimler ve çoklu bağlantılar sonucunda meydana gelir. Basit kaza zinciri modeli ve nedensellik belirleme yöntemleri, kazaların zaman sırasına göre meydana gelen bir dizi ayrı olayın sonucu olduğunu düşünür; bu nedenle arızalı zinciri kesmenin kaza oluşumunu önleyeceği varsayılır. Modern sistem güvenliği teorisi şunu öne sürer: Kaza, sistemin çeşitli bileşenleri arasındaki etkileşimlerden kaynaklanır; genellikle tek bir değişkene veya bireysel yerel arızalara indirgenemez ve neredeyse kesinlikle yapısal riskler (sistematik riskler) mevcuttur. Büyük kazalar, bir dizi bağımsız olayın aynı anda meydana gelmesinden ziyade, sistemin zamanla riskli bir duruma doğru ilerlemesi olarak görülebilir. Karmaşık sistemler temelde risklere doğru kademeli bir geçiş özelliğine sahiptir; bu geçiş eğilimi tespit edilebilir ve öngörülebilir olup, uygun sistem tasarımı ve önceden belirlenmiş risk tespit göstergeleri aracılığıyla kontrol altına alınarak kazaların önlenmesi sağlanabilir. Her kazanın arkasında neredeyse her zaman son derece karmaşık nedenler bulunur. Görünüşe göre, bireysel veya belirli departmanların sorumluluk faktörleri büyük bir rol oynamış gibi görünüyor; işte bu yüzden ciddi bir kaza meydana geldiğinde neredeyse istisnasız “sorumluluk kazası” olarak adlandırılıyor. Bu tür tek tip bir anlayış ise aşırı derecede tek yanlı ve basit olabilir. Sistem güvenliği teorisine göre, ciddi kazaların karmaşık gelişim sürecinde, ilgili kişinin üstlendiği sorumluluk ve yükümlülükler pek vurgulanmaz; ancak söz konusu kişinin kasıtlı olarak kaza yaratma niyeti varsa veya görevi ihmal etme, yolsuzluk gibi yasa dışı eylemlerde bulunmuşsa ve bu durumun kazanın meydana gelmesi ve gelişiminde vazgeçilmez bir rolü olmuşsa durum farklıdır. Aslında, sadece kadroların görevlerine sadık kalması, kazaların tamamen önlenmesini sağlayamaz. Örneğin, aşırı ticari baskı altında işletmelerde üretim güvenliği kazaları riski belirgin şekilde artar ve bireylerin çabaları bu durumu değiştirmekte yetersiz kalır. Risk yönetimi ve sistem güvenliği, yalnızca yasal düzenlemelere uymakla elde edilemez. Yasalar ve düzenlemeler yalnızca güvenliğin temel ölçütleridir; kaza oluşumunu önleme konusunda üst düzey gereklilikler değildir. Temel seviye ile üst düzey arasında oldukça geniş bir çalışma alanı vardır. Sayısız kaza incelemesi sonucu, son derece karmaşık sistemler için yalnızca yasal düzenlemelere uyum üzerine kurulu güvenlik yönetiminin yetersiz kaldığı tekrar tekrar kanıtlanmıştır. Çünkü geleneksel yasal düzenlemelere uyum, sistemin karmaşıklığı ve ortaya çıkan özellikler nedeniyle oluşan yüksek belirsizlikleri kapsayamaz; ayrıca somut iş detaylarını da tanımlayamaz. Üstelik yeni teknolojilerin ve durumların sürekli ortaya çıkmasıyla ortaya çıkan yeni tehlikeler de mevcut yasal düzenlemeler ve standartlar içinde yer alamaz. Büyük kazalar, sistem kısıtlamalarının işlevsizleşmesi veya geri bildirim hatalarından kaynaklanır. Karmaşık ve açık bir büyük sistem olan güvenli üretimde, sistem güvenliğinin yönetimi konusunda vurgulanan noktalardan biri bütünlüktür (bütün, parçaların toplamına eşit değildir); diğer önemli bir nokta ise sistemin hiyerarşisidir. Hiyerarşi, sistem teorisi, sistem mühendisliği ve hatta sistem güvenliğinin temel özelliklerinden biridir. Sistem güvenliği teorisine göre, güvenlik yönetim sistemi çeşitli yapısal veya organizasyonel seviyelere ayrılmalıdır; güvenlik, üst seviyelerin alt seviyeler üzerindeki kısıtlamaları sayesinde sağlanır. Katmanlı yapı nasıl olursa olsun, yukarıdan aşağıya doğru katmanlar halindeki kısıtlamalar sayesinde kapsamlı ve her yönden etkili bir güvenlik yönetim sistemi ağı oluşturulur. Alt katmanın üst katmana etkisi kısıtlama değil, kısıtlamaların uygulanmasını sağlayan bir mekanizma ve geri bildirim sistemidir; yani sorunları zamanında ve doğru bir şekilde yansıtarak bilgi alışverişini sağlar. Alt katman da sisteme bir kısıtlama getiremez; üst katmanın alt katmana uyguladığı kısıtlamalar istikrarlı ve etkili olduğunda, sistemde güvenlik ortaya çıkar. Üst katmanın alt katmana uyguladığı kısıtlamaların etkisiz hale gelmesi veya alt katmanın üst katmana yaptığı geri bildirimlerin yanlış olması, sistemdeki kaza risklerinin artmasına neden olabilir; bu da sözde sistemdeki risklerin ortaya çıkışıdır. Hatta genel sistem kısıtlamalarının başarısız olması ve ciddi kazaların meydana gelmesi bile mümkündür. Sistem güvenliği teorisine göre, ciddi kazaların meydana gelmesi, sistem kısıtlamalarının başarısızlığına veya geri bildirim hatalarına bağlıdır; bu süreç yalnızca tek bir değişkene veya sadece yerel faktörlere bağlı değildir. Bütünün içindeki herhangi bir alt sistem veya bölüm optimize edilse bile, sistem en iyi hale getirilemez. Aslında, bireysel hatalar ve yerel arızalar tamamen önlenemez, ancak sistem yapısındaki yedeklilik ve hata tolerans mekanizmaları ile sistem ortamı, kaza risklerini önemli ölçüde azaltabilir. Örneğin, Şandong’un Qingdao kentinde meydana gelen “22.11” tarihli Sinopec Donghuang petrol boru hattı sızıntısı ve patlaması gibi son derece ciddi kazanın derinlemesine analizi sonucunda, kazaya neden olan faktörün, Sinopec’in petrol boru hatlarından sızan 3000 tonun üzerindeki hafif ham petrolün sanayi bölgesindeki yeraltı drenaj kanallarına karışması olduğu tespit edilmiştir. Petrol gazının buharlaşmasıyla kapalı yeraltı alanlarında büyük miktarda patlayıcı gaz oluşmuştur. Sızıntı meydana geldikten sonra patlama riskine karşı etkili risk kontrol önlemleri alınmamış ve 10 saatlik bir sızıntının ardından nihayet büyük bir patlama meydana gelmiştir. Kazanın daha derin sebepleri arasında şunlar da yer alıyor: Gelişim bölgelerinde ve ham petrol taşıma sistemlerinde uzun vadeli planlama eksikliği, 20 yıldan fazla süredir kullanılan petrol boru hatlarının zamanla bakımsız kalması ; Önemli tehlike kaynakları için sıkı düzenlemelere sahip bir güvenlik denetimi yoktur; sızıntı olduktan sonra acil durum müdahalesi zamanında başlatılmamış ve halkın korunması için derhal herhangi bir önlem alınmamıştır. Özetle, kazanın teknik nedenleri yetersiz risk yönetimi ve yetersiz acil durum hazırlıklarıdır; sistem güvenliği teorisine göre ise bu durum, sistem yapısındaki risklerin giderek büyük ve ciddi kazalara dönüşmesi olarak değerlendirilebilir. Kazanın özünün yerel yöneticilerin ve işletme çalışanlarının görev ihlali ve sorumsuzluğu olduğunu söylemek yerine, bunu ilgili seviyelerde ortaya çıkan sistemik kırılganlık olarak değerlendirmek daha doğru olur. Aslında, hangi yetkilinin veya hangi işin açık bir yasa dışılık içerdiğini tespit etmek oldukça zordur; bu bireysel eylemlerin olayın meydana gelmesiyle doğrudan ve kaçınılmaz bir nedensellik bağına sahip olduğunu da belirlemek mümkün değildir. Kendi sorunlarını tespit etmeye daha fazla önem verilmelidir; bu, benzer kazaların tekrar yaşanmasını önlemek için hayati öneme sahiptir. Yıllar boyunca görülen güvenli üretim uygulamaları, yalnızca bireysel sorumlulukların sorulmasının, toplumdan gelen baskıyı geçici olarak hafifletebileceğini ve bazı yerel veya yüzeysel sorunları çözebileceğini göstermiştir. Ancak bu yaklaşım, kazaların kökenlerini derinlemesine inceleyemez ve sistemik, temel ve kurumsal yapıdaki derin seviyedeki sorunları kökten çözemez. Bireysel veya tekil faktörlerin büyük kazalara yol açma olasılığı çok düşüktür ve bu tür faktörlerin etkisi de sınırlıdır. Kazaların sürekli olarak meydana gelmesine, hatta aynı tür kazaların tekrar tekrar yaşanmasına neden olan asıl faktörler ise örgütsel, sosyal ve kültürel faktörlerden kaynaklanan sistemik yapısal kusurlardır. Günümüzde ülkemizdeki güvenli üretim konusundaki ciddi durumun ortaya çıkardığı sorunlar, yalnızca bazı kuruluşların yönetim sorunları değildir; asıl nedenler, yaygın olarak görülen zayıf altyapı, eksik sistem ve mekanizmalar ile hukukun üstünlüğünün sağlanamamasıdır. Bu, ülkemizin iş güvenliği alanında kapsamlı ve yaygındır. Tarihsel deneyimler göstermiştir ki: Büyük kazaların ardından, kaza nedenleri tamamen “sorumluluk” olarak görülürse ve sorumluluklar eşit bir şekilde dağıtılsa bile, uygulanan baskı ılımlı olursa, en fazla sorunun ciddiyeti konusunda farkındalık oluşur; sadece dersler alınır ve kazanın bazı nedenleri tespit edilir. Sistem güvenliği teorisinde önemli bir önerme vardır: Eğer sistemin riskleri yeterince anlaşılmamışsa veya anlaşılan riskler için bu risklere uygun kontrol önlemleri alınmamışsa, bu neredeyse “varsayımsal davranmak veya olayın meydana gelmesini beklemek” anlamına gelir. Risk yönetimi açısından bakıldığında, her türlü üretim güvenliği kazası öngörülebilir ve önlenebilirdir. Karmaşık sistemlerde meydana gelen yüksek belirsizlikli kazalar söz konusu olduğunda, zaman ve mekan boyutlarında önceden kesin ve ayrıntılı bir değerlendirme yapmak gerçekten zordur. Ayrıca sistem ne kadar karmaşık olursa, sistemdeki kırılganlıklar nedeniyle sistem arızalarının ortaya çıkma ihtimali o kadar artar ve böylece ciddi kazalar meydana gelir. Nispeten, karmaşıklığı yüksek ve sıkı bir şekilde birbirine bağlı sistemlerin kaza riski daha fazladır. Karmaşık sistemler daha büyük belirsizliklere yol açabilir ve çok sayıda faktörün sıkı bir şekilde birbirine bağlı olduğu durumlarda doğrusal olmayan etkileşimler meydana gelir; bu da kaza riskini artırır. Ünlü güvenlik uzmanı James Lessen’ın da belirttiği gibi, “karmaşık ve sıkı bir şekilde bağlantılı sistemler aniden ciddi sorunlar ortaya çıkarabilir”. 1 Haziran 2015’te, Yangtze Nehri’nin Hubei eyaletindeki Jianli bölümünde “Dongfang Zhi Xing” adlı yolcu gemisinin devrilmesi sonucu 442 kişi hayatını kaybetti. Bu felaket, işte bu tür “aniden ortaya çıkan ciddi kazaların” tipik bir örneğidir. Bu olayın özü, dalgaların ne kadar yüksek olduğuna veya rüzgarın ne kadar güçlü olduğuna tamamen indirgenmemelidir; asıl neden, geminin temel güvenlik özelliklerinin yeterince güvenilir olmamasıdır. Gemi gövdesinin tasarımı ve dönüşümünde güvenlik eksiklikleri bulunmakta, seyir güvenliği yönetim sisteminde ise belirgin açıklar ve riskler mevcuttur. Yolcu gemisi yöneticilerinin risk bilinci ve acil durum hazırlıkları yetersizdir; ani tehlikelerle başa çıkma konusunda da ciddi sorunlar bulunmaktadır. Bu tür vakalarda, kendi içimizdeki sorunları tespit etmeye daha fazla odaklanmalıyız; özellikle de olayın gelişimi sırasında ortaya çıkan sistem zayıflıklarını fark etmeye dikkat etmeliyiz. Bu, benzer kazaların tekrar yaşanmasını önlemek için son derece önemlidir. Risk yönetimi ve sistem güvenliğinin önemi, ciddi kazalara yol açabilecek risklerin, bir kaza meydana gelmeden önce tespit edilip kontrol altına alınması ve böylece ciddi kazaların önlenmesidir.
Reply #22016-11-22
Devamı: Ülkemiz, ağır ve ciddi üretim güvenliği kazalarının doğrudan sorumlularına karşı her zaman sıkı bir sorumluluk takibi uygulamaktadır. Üretim güvenliği kazalarından sorumlu kişilerin tespiti, geniş halk kitlelerinin güvenliğini ve sağlığını korumada, yasal düzenin ciddiyetini sağlamada, çeşitli seviyedeki yöneticilerin sorumluluk bilincini artırmada ve ağır/çok ciddi üretim güvenliği kazalarının sıkça meydana gelmesini önlemede son derece önemli bir rol oynamaktadır. Ancak birçok büyük ve ciddi kazaın soruşturma ve çözüm süreçlerinin derinlemesine analiz edilmesi sonucunda, yazar, sorumlulukların takibindeki yoğunluk, kapsam ve yöntemlerin yanlış belirlenmesinin bazı olumsuz etkilere yol açabileceğini tespit etmiştir. Yazarın görüşüne göre, ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişimiyle birlikte, Devlet Konseyi’nin 493 numaralı kararnamesindeki bazı içerikler ve gereklilikler artık mevcut duruma uymamaktadır; bu nedenle üretim güvenliği kazalarının raporlanması, araştırılması ve ele alınmasıyla ilgili sistemde bazı değişiklikler ve yenilikler yapılması acil bir ihtiyaçtır. Devlet Konseyi’nin 493 numaralı kararnamesine ilişkin altı değişiklik önerisi ★ Ülkemizin güvenlik denetim sistemi, **idari yaptırım uygulama konusundaki temel işlevini daha da netleştirmeli; yönetim sorumlulukları ise kademeli olarak azaltılmalı ve güvenlik denetimi gibi birimlerin izleyebileceği bir sistem oluşturulmalıdır. ★ Kaza sınıflandırılırken ekonomik kayıplar, üretim güvenliği kazalarının sınıflandırılmasında bir kriter olarak kullanılmamalıdır. ★ Kaza soruşturmalarına daha bilimsel zaman sınırlamaları getirilmelidir. ★ Yabancı ülkelerde yasal olarak kurulan uzmanlaşmış kaza araştırma ve analiz kurumlarının, ilgili uzmanları ve çeşitli kesimden kişileri bir araya getirerek kaza soruşturmalarını bağımsız olarak yürütme deneyimlerinden yararlanılmalıdır. ★ Daha standartlaştırılmış ve uygulanabilir iş prosedürleri eklenmelidir. Örneğin, medya röportajlarının ve kamuoyu yönlendirmesinin nasıl yönetileceğine dair düzenlemeler artırılabilir; özellikle internet ve yeni medya ile ilgili düzenlemelere vurgu yapılmalıdır. ★ Kaza soruşturmalarından sonra elde edilen deneyimlerin dikkatle değerlendirilerek bir an önce uygulamaya konulması ve benzer hataların tekrarlanmasının önlenmesi gerekmektedir. Üçüncüsü, sorumluluk sorgulaması güvenliğin iki ucu keskin bir kılıcı haline gelebilir. Üretim güvenliği kazalarında sorumluların tespiti, şüphesiz güvenli üretim için yasal düzenlemelerin uygulanmasını teşvik eden etkili bir araçtır; ancak sorumluluk sorgulamasının yoğunluğu, kapsamı ve yöntemi yanlış belirlenirse bazı olumsuz etkiler ortaya çıkabilir. Aşırı kaza sorumluluğu araştırmaları, görünmez bir şekilde güvenlik denetimlerinin maliyetini artırır; kazanın gerçek nedenlerinin belirlenmesine ve derinlemesine incelenmesine engel olur ve ayrıca halk ile medyayı yanıltabilir. Bu sorunlar, sadece güvenlik denetçilerinin çalışma motivasyonunu düşürmekle kalmaz; aynı zamanda kazalardan elde edilen derslerin özetlenmesine de engel olur. Bu durum, hataları telafi etmek için sistemsel iyileştirmeler yapılmasını zorlaştırır ve tüm toplumun güvenli üretim faaliyetlerini ve hatta kamu güvenliğinin geliştirilmesini ciddi şekilde olumsuz etkiler. Hukukun üstünlüğü, güvenli üretim çalışmalarının en önemli ve temel unsurlarından biridir. Yasalara aykırı davranışlara verilen cezalar ile ciddi kazaların sorumlularının takibi de doğal olarak güvenli üretimde hukukun üstünlüğünün uygulanmasında önemli araçlar haline gelir; bu durum tüm dünyada geçerlidir. Ülkemiz, ağır ve ciddi üretim güvenliği kazalarının doğrudan sorumluları üzerinde her zaman sıkı bir sorumluluk takibi uygulamaktadır. 27 Şubat 1950’de Henan Eyaleti’ndeki Yiluo kömür madeninde bir gaz patlaması meydana geldi ve 174 kişi hayatını kaybetti. O dönemde Hükümet Konseyi bu kazayla ilgili ciddi önlemler aldı; Henan Eyaleti’ndeki ilgili yetkililer ve kömür madeni çalışanları cezai ve idari sorumluluklarla karşı karşıya kaldı. 25 Kasım 1979’da Bohai 2 adlı sondaj gemisi Bohai Körfezi’nde alabora oldu; bu olay 72 kişinin ölümüne ve büyük maddi kayıplara neden oldu. Yapılan soruşturma sonucunda şu sonuca varıldı: Petrol Endüstrisi Bakanlığı yetkilileri bu olaydan kaçınılmaz bir şekilde büyük ölçüde sorumludur; Devlet Konseyi’ndeki ilgili yetkililer bu ciddi olayı doğru şekilde ele alamamıştır. O dönemdeki Petrol Endüstrisi Bakanı görevinden alındı ve petrol endüstrisinden sorumlu Devlet Konseyi Başbakan Yardımcısı da sorumluluğu nedeniyle idari olarak ağır cezaya çarptırıldı. 21 Nisan 2001’de, “Özel Büyüklükteki Güvenlik Kazalarında İdari Sorumluluğun Araştırılması Hakkında Devlet Konseyi Yönetmeliği” (Devlet Konseyi Kararı No. 302) yürürlüğe girdi ve lider kadroların sorumluluğunun daha da sıkı bir şekilde araştırılmasını sağladı. Nisan 2007’de Devlet Konseyi, “Üretim Güvenliği Kazalarının Rapor Edilmesi ve Araştırılması Hakkında Yönetmelik”i (Devlet Konseyi’nin 493 numaralı kararı; bundan sonra 493 numaralı karar olarak anılacaktır) yayınlamıştır. Bu yönetmelik, üretim güvenliği kazalarının rapor edilme prosedürleri, kaza araştırma ve işlemleri, kazaların sınıflandırılması ve kaza sorumlularının belirlenmesi konularında açık hükümler içermektedir. Böylece mevcut üretim güvenliği kazalarının araştırılması ve ele alınmasına ilişkin temel sistem oluşturulmuş ve ülkemizdeki üretim güvenliği kazalarının araştırılması ve işlenmesi süreçlerinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Yıllar süren uygulamalardan anlaşıldığı üzere, üretim güvenliği kazalarından sorumluların tespiti ve yargılanması, geniş halk kitlelerinin güvenliğini ve sağlığını korumada, hukuk düzeninin ciddiyetini sağlamada, çeşitli seviyedeki yetkililerin sorumluluk bilincini artırmada ve ağır/çok ciddi üretim güvenliği kazalarının sıkça meydana gelmesini önlemede son derece önemli bir rol oynamıştır. Bu durum, üretim güvenliği alanındaki yasal düzenlemelerin uygulanmasını teşvik eden etkili bir araç haline gelmiştir. Ancak birçok büyük ve ciddi kazaın soruşturma ve çözüm süreçlerinin derinlemesine analiz edilmesi sonucunda, yazar, sorumlulukların takibindeki yoğunluk, kapsam ve yöntemlerin yanlış belirlenmesinin bazı olumsuz etkilere yol açabileceğini tespit etmiştir. Bu durum, kaza sorumluluğunun araştırılmasını çift taraflı bir kılıç haline getiriyor. Aşırı kaza sorumluluğu takibi, görünmez bir şekilde güvenlik denetimi maliyetlerini artırmaktadır. Şu an ülkemizde iş güvenliği denetimi ve uygulama çalışmalarının performans değerlendirme sistemi henüz oluşturulmamıştır. Güvenli üretim koşullarının ciddi olduğu bir ortamda, kaza sorumluluğunun araştırılması konusunda kaçınılmaz olarak yüksek baskı oluşur. Bu tür yüksek baskı ve sıkı denetim koşullarında, kadroların güvenlik denetimi sorumluluğu daha da artmakta ve maliyetler de yükselmektedir; ancak elde edilen faydalar buna paralel olarak artmamaktadır. Böylece maliyetler ile faydalar arasında ciddi bir dengesizlik oluşmaktadır. Kadrolar ne kadar zor ve özverili çalışırsa çalışsınlar, kaza olmadığı sürece mutlaka övülmez ve zamanında terfi ettirilmezler (getiri); ancak bir kaza meydana geldiğinde, ne kadar çaba sarf etmiş olursanız olun, sorumluluk aranır (maliyet). Bu tür yapay olarak yaratılan sorumluluk ve riskin bir arada bulunması, ayrıca sorumluluk ile getirinin dengesiz olması, güvenli üretim çalışmalarını yüksek riskli işler haline getirmektedir. Bu durumda, bazı yetkililerin kendi çıkarlarının zarar görmemesi veya bu zararın olasılığını azaltmak amacıyla kaçınılmaz olarak **merkeziyetçilik ilkesine göre hareket ederek sürekli baskıcı politikalar uygulamaları söz konusu olabilir. Böylece bir bölgede kaza meydana geldiğinde tüm bölgedeki ilgili işletmelerin üretimi durdurularak denetim altına alınması gibi bir durum ortaya çıkabilir. Bir kişi hastalanınca herkes ilaç almak zorunda kalır; bu da toplam maliyetlerin artmasına neden olur. Bu durum, ekonominin normal işleyişini etkiler, yeni çatışmalar ortaya çıkar ve genellikle “**işlevsizlik**” sorunu olarak adlandırılan durum meydana gelir. Ayrıca, bu yüksek risk özelliği, güvenli üretim çalışmalarının en yetenekli kadroları işe almasına ve elinde tutmasına da engel olmaktadır. Toplumsal maliyetleri göz ardı ederek düzenleyici önlemler alınmasını önlemek için ülkemiz, makul bir güvenlik denetimi performans değerlendirme sistemi oluşturmalı; kadroların motivasyonunu tam anlamıyla artırarak, onların güvenlik denetimleri sırasında hem kazaların neden olduğu zararları hem de kaza önleme için yapılan yatırımların maliyetlerini dikkate almalarını sağlamalıdır. Aynı zamanda, kadroların sorumluluklarının arttığı bir dönemde, onların güvenli üretim çalışmalarını iyi yürütme konusundaki kazançlarını artırmak gerekiyor. Böylece herkes, bu işin sorumlulukları ve riskleri yüksek olsa da aynı zamanda oldukça iyi bir kariyer perspektifine sahip olduğunu anlayacak ve kadrolar işlerinde maliyet ile getiri arasında denge sağlayabileceklerdir. Aslında, ülkemizin iş güvenliği yasaları ve düzenlemeleri, işletmelerin iş güvenliğinden sorumlu taraf olduğunu açıkça belirtmektedir. Güvenlik denetim birimleri yalnızca işletmelerin üretim faaliyetlerinin yasal düzenlemelere uygunluğunu denetler ve rehberlik eder; olayların meydana gelmesinden doğrudan sorumlu değildir. Ancak sorumlulukların sorgulandığı bu baskılı ortamda çalışanlar, adeta ince bir buz üzerinde yürüyormuş gibi, son derece tedirgin hissediyorlar; görevini yerine getirmek ile getirmemek arasında objektif bir ayrım standardı olmadığı için ne yapacaklarını bilemiyorlar. Bazı yetkililer, görevde oldukları bu birkaç yıl içinde biraz şanslı olmayı ummaktan başka çare bulamıyor; bu da kaza önleme çalışmalarının proaktif ve etkili bir şekilde yürütülmesini zorlaştırıyor. Bu nedenle, mevcut ciddi iş güvenliği durumunda, ** ve güvenlik denetçilerinin sorumluluğunu belirlemek için “Hendek Kuralı”na benzer bir mekanizma oluşturulmalıdır. Denetim sorumluluklarının soruşturulması sırasında, ** ve denetçilerin sorumlulukları, kaza önleme konusunda yürüttükleri çalışmalarla ilişkilendirilmelidir; böylece üretim güvenliği kazalarının risklerinin yönetilmesi ve mantıklı bir önleme mekanizmasının oluşturulması sağlanabilir. Buna göre, olayların meydana gelmesinden önce görevi ihmal etme, yasa dışı davranışlar konusunda denetim ve cezalandırma işlemleri güçlendirilmeli; sorumluluk takibinin daha erken aşamalarda yapılması vurgulanmalıdır. Sorumluluk soruşturmasına aşırı vurgu yapmak, kazanın gerçek nedenlerinin belirlenmesine ve kökenlerinin derinlemesine araştırılmasına engel olur. Kaza soruşturmasının temel amacı, çeşitli kanıtlar toplayarak kaza gelişim sürecini ve kaza ile ilgili çeşitli karmaşık faktörleri analiz ederek kazanın gerçek nedenlerini ortaya çıkarmaktır; bu süreçte dış etkilerin ve müdahalelerin önlenmesine dikkat edilmelidir. Aslında, dava tehditleri, çıkar çatışmaları ve ilgili taraflar ile toplumun baskısı gibi faktörler, soruşturma süreci ve sonuçlarının değerlendirilmesini kaçınılmaz olarak etkiler; bu da kaza soruşturmalarına daha fazla politik ve ahlaki bir boyut kazandırır. Hatta objektiflik ve adillik riskini artırabilir. Bunun sonucunda deneyimlerden ders çıkarmak zorlaşır ve sistemde iyileştirmeler yapmak için gerekli temeller de sağlanamaz. Son yıllarda, büyük kazaların ve felaketlerin araştırılmasının başlarında, insanlar bazen bu olayların niteliği konusunda kararsız kalabiliyorlar: Bunun bir kaza mı yoksa felaket mi olduğu, bir patlama mı yoksa yangın mı olduğu, doğal afet mi yoksa üretim güvenliği kazası mı olduğu konularında. Bazen, kaza araştırmasına katılan ilgili taraflar arasında kaza nedenlerinin belirlenmesi konusunda büyük anlaşmazlıklar ortaya çıkabilir. Bu olguların ortaya çıkmasının başlıca nedenlerinden biri, bölümlerin görevlerinin ayrılması ve bu sistemin kadrolarına yönelik sorumlulukların belirlenmesidir. 2013 yılında, kuzeydoğudaki bir bölgede bulunan bir kümes hayvancılığı şirketinde yangın çıktı; bu olay ciddi can kayıplarına ve büyük maddi zararlara yol açtı. İlk incelemelere göre, amonyak sızıntısından kaynaklanan bir patlama yangına neden olmuş. Bu karara dayanarak, ilgili departmanlar amonyakla çalışan işletmelerden güvenlik yönetimlerini güçlendirmelerini istedi; bazı yerlerde ise ilgili işletmelere üretimi durdurup düzenlemeler yapmaları zorunlu kılındı. Soruşturma derinleştikçe, bu kazanın elektrik arızasından kaynaklanan bir yangın olduğu ve amonyak gazının asıl sebep olmadığı anlaşıldı. Ancak sonraki bir süre boyunca bazı yerlerde amonyakla ilgili işletmelerde güvenli üretim için büyük denetimlerin tekrarlanması sürdü; bu tür geç kalınmış önlemlerin sonucu ise koyunların kaybolmuş olması ve ahırın da onarılmamış olması olabilir. Metodolojik açıdan, kaza gerçeklerini ortaya çıkarmak ve kazanın somut nedenlerini belirlemek, kaza soruşturmasının en önemli görevidir. İkincisi, kaza soruşturmasının sonuçlarına dayanarak gerçekten mevcut olan yasa dışı eylemler için hukuki sorumlulukların takibi başlatılır. Kaza soruşturmasının bir diğer amacı, belki de daha önemlidir: Tespit edilen sorunlara, özellikle de sistem yapısındaki eksikliklere dayanarak, elde edilen bilgileri bilgiye dönüştürmek, bu bilgileri kurallara somutlaştırmak; böylece açıkları kapatmak, sistemi geliştirmek ve kalıcı bir mekanizma oluşturmak. 20 Kasım 1996’da **Jiali Binası’nda yangın çıktı ve bu olay sonucunda 41 kişi hayatını kaybetti, 80 kişi yaralandı. Dikkate değer olan nokta, **“20.11” yangın olayının soruşturması sona erdikten sonra hiçbir kişinin hukuki sorumluluğuna gidilmemiş, olayın nedenleri yerel kamu güvenliği sistemi ve mekanizmalarında bulunan çeşitli sorunlara bağlanmıştır. Olayın özünün yapısal bir kusur olduğu düşünülerek, itfaiye de dahil olmak üzere kamu güvenliği alanında bir dizi kurumsal düzenleme yapılmasına yol açılmıştır.** Bu çalışmalar, **büyük ve ciddi kazalarla başa çıkma kapasitesini belirgin şekilde artırmıştır. Aşırı kaza sorumluluğu araştırmasının bir diğer olumsuz yönü ise, halk ve medyayı yanıltmasıdır. Üretim güvenliği kazalarında sorumlulukların yerine getirilmemesi sorunu bulunduğundan bu kazalar sorumluluk kazası olarak sınıflandırılır; bu da halkın kazaların **yetersiz çalışma ve yetkililerin görev ihlalleriyle ilişkili olduğunu düşünmesine neden olabilir. Bu tür bir algı eğilimi, yerel yönetimlerin güvenilirliğini sürekli olarak zayıflatır ve aynı zamanda halkın, kaza önleme ve acil durum müdahalesinin tamamen yetkililerin sorumluluğu olduğu ve kendileriyle pek ilgisi olmadığı yönünde yanılgıya düşmesine neden olabilir. Bu iki potansiyel algı eğilimi, tüm toplumun güvenli üretim çalışmalarını ve hatta kamu güvenliği inşasını ilerletme konusunda son derece zararlıdır. Dört, Kaybolan koyunları telafi etmek için önlem almak esastır; sistem önemlidir, uygulamalarda ölçülü olunmalı, ödüller ve cezalar net olmalıdır. Ülkemizde iş güvenliği sorumluluk sisteminin uygulanması ve kazaların sorumlularının sıkı bir şekilde takibi konusundaki çabalar sadece güçlendirilmelidir, zayıflatılmamalıdır. Ancak sistem uygulanırken sürekli olarak gözden geçirme ve değerlendirme yapılıp, mevcut sorunlar zamanında tespit edilip sürekli iyileştirmeler gerçekleştirildiğinde, sistem daha da gelişebilir ve uygulama etkinliği giderek artar. Bu yıllar boyunca ülkemizin ekonomik ve sosyal durumunda büyük değişiklikler meydana geldi; 493 numaralı yönetmeliğin bazı hükümleri ve gereklilikleri artık günümüz koşullarına uymamaktadır. Bu nedenle, üretim güvenliği kazalarının raporlanması ve soruşturulmasıyla ilgili sistemde bazı değişiklikler ve yenilikler yapılması acil bir ihtiyaçtır. Günümüzde güvenli üretim koşullarının ciddi olması ve ağır/önemli kazaların riskinin hâlâ yüksek olması bağlamında, güvenli üretim sorumluluk sistemini geliştirmek ve kazalardan sorumlu olan kişilerin hesap vermesini sağlamak, güvenli üretim çalışmalarında vazgeçilmez önemdeki tedbirler haline gelmiştir. Ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınma stratejisinin büyük hedeflerinden biri, 2020 yılına kadar kapsamlı bir refah toplumu oluşturmak ve güvenli üretim durumunun da aynı şekilde iyileşmesini sağlamaktır. Bu hedefe ulaşmak için, güvenli üretim sorumluluk sisteminin uygulanması ve kazalarla ilgili sorumluların sıkı bir şekilde takib edilmesi süreci yalnızca güçlendirilmeli, zayıflatılmamalıdır. Ülkemiz, sistem ve mekanizma yenilikleriyle ilgili bir dizi sorunla karşı karşıya bulunmaktadır. Kaza incelemelerinin ve işlemlerinin sistemleştirilmesi acil bir gerekliliktir. Son yıllardaki uygulamalar, güvenli üretim konusundaki sorumlulukların daha sıkı takip edilmesinin bir yandan yasaların ciddiye alınmasını sağladığını, diğer yandan da güvenli üretim konusunda duyarsız kalan kişilere ciddi bir darbe vurduğunu göstermiştir. Ayrıca bu durum, genel olarak kadrolar ve çalışanlar üzerinde de moral artırıcı ve sorumluluk bilincini güçlendirici bir etkiye sahiptir. Bir sistem veya önlem, normatifliği vurgularken, yarattığı yönlendiriciliği göz ardı edemez. Bir sistem yalnızca uygulama sürecinde sürekli olarak gözden geçirilip değerlendirildiğinde, mevcut sorunlar zamanında tespit edilip sürekli iyileştirmeler yapıldığında daha da geliştirilebilir ve uygulama etkinliği giderek artar. Günümüzde ülkemizin iş güvenliği çalışmaları, sistem ve mekanizma yenilikleriyle ilgili bir dizi sorunla karşı karşıya bulunmakta olup, kaza soruşturmalarının ve işlemlerinin sistemleştirilmesi acil bir gerekliliktir. Üretim güvenliği kazalarına ilişkin hukuki sorumlulukların takibi, hem sertlik hem de hoşgörü ilkesine dayanmalı; sertlik caydırıcılık sağlar, hoşgörü ise güven oluşturur. Aslında, ülkemizde üretim güvenliği kazalarından doğrudan sorumlu kişilere yönelik yaptırımlarda hem aşırı sertlik sorunu hem de aşırı hafiflik sorunu bulunmaktadır. Ülkemizin kaza soruşturma ve işleme sistemlerinde reform ve yenilik yapma hedefleri açısından, cezaların şiddetinin ayarlanması ve soruşturma kapsamının daraltılmasından ziyade, kaza soruşturmalarının daha bilimsel, etkili ve ikna edici hale getirilmesi daha önemlidir. Böylece bu süreçlerin uyarıcı, teşvik edici ve iyileştirici işlevleri daha belirgin hale gelir ve **büyük acil durum kazalarının ele alınmasındaki güvenilirlik daha da artar. Bu yenilik ve reform hedefine ulaşmak için kaza raporlama ve soruşturma işlemleri sistemlerinde değişiklikler yapılması ve yenilikler getirilmesi acil bir ihtiyaçtır. Yazar olarak, bu amaç doğrultusunda şu anki önemli görevin “Üretim Güvenliği Kazalarının Raporlanması ve Soruşturulması Yönetmeliği”nde değişiklik yapmak olduğunu düşünüyorum. 493 numaralı yönetmelik, 2007 yılının Haziran ayından bu yana yürürlükte olup, ülkemizdeki üretim güvenliği kazalarının araştırılması ve ele alınması süreçlerini düzenlemede önemli bir rol oynamış ve güvenlik denetimi çalışmalarının en temel sistemlerinden biri haline gelmiştir. Bu yıllar boyunca ülkemizin ekonomik ve sosyal durumunda büyük değişiklikler meydana geldi; 493 numaralı yönetmeliğin bazı hükümleri ve gereklilikleri artık günümüz koşullarına uymamaktadır. Bu nedenle, üretim güvenliği kazalarının raporlanması ve soruşturulmasıyla ilgili sistemde bazı değişiklikler ve yenilikler yapılması acil bir ihtiyaçtır. Yazar, 493 numaralı yönetmelikteki sorunları analiz etmiş ve aşağıdaki değişikliklerin yapılması gerektiğini düşünmektedir: Birincisi, 493 numaralı yönetmelikte üretim güvenliği kazalarının ilgili tarafları, üretim güvenliği yöneticileri ve üretim güvenliği denetim görevlileri olmak üzere üç farklı hukuki subjeket açıkça ayrılmamıştır; bu da kaza soruşturmalarında her birinin sorumluluğunun belirlenmesini zorlaştırmakta ve hepsi genel olarak kaza sorumlusu olarak adlandırılmaktadır. Aslında bu, sporcuları, hakemleri ve antrenörleri (yöneticileri) birbirine karıştırmak demektir. Bu durum, ülkemizin güvenlik denetim sisteminin **idari yaptırım uygulama konusundaki temel işlevlerini daha da netleştirmesi, yönetim sorumluluklarını azaltması ve böylece güvenlik denetim sisteminin modernizasyonunu teşvik etmesi gerektiğini göstermektedir. Son yıllarda, görev ihlallerinin soruşturulmasını sık sık vurguluyoruz. Bu politikanın en önemli yönü, “ihlalin” ne olduğunun net bir şekilde belirlenmesidir ve güvenlik denetimi gibi departmanların uyması gereken kuralların oluşturulması gerekmektedir. Son yıllarda bazı yoldaşlar, görevini yerine getirmenin sorumluluktan muafiyet anlamına geldiğini vurgulamak istiyor. Aslında, görev ihlali sorumluluğu zaten görevi yerine getirme mazeretini içermektedir; ancak yalnızca görevi yerine getirme mazeretine vurgu yapılması bazı yeni sorunlara yol açabilir. Yazarın görüşüne göre, önemli olan sistemi ihlal etmemektir. İkincisi, 493 numaralı yönetmeliğin birinci bölümünün üçüncü maddesine göre, üretim güvenliği kazalarının neden olduğu can kayıpları veya doğrudan ekonomik zararlara bağlı olarak kazalar, özellikle ağır, ağır, orta ve hafif olmak üzere dört farklı kategoriye ayrılır. Bu tür bir düzenleme, 493 numaralı kararnamenin hazırlanması sırasında zaten bazı tartışmalara neden olmuştu. O dönemde uzmanlar, doğrudan ekonomik kayıpların ve can kayıplarının aynı tür olaylar olmadığını, bunların genelleştirilemeyeceğini düşünüyordu. Yeni “Güvenli Üretim Yasası”nda, ülkemizin güvenli üretim ilkesi “Güvenli üretim çalışmaları insana odaklanmalı, güvenli gelişmeyi esas almalı ve ‘güvenlik öncelikli, önleme esaslı, kapsamlı yönetim’ ilkesine bağlı kalınmalıdır” şeklinde değiştirilmiştir. Eğer doğrudan ekonomik kayıplar da kaza sınıflandırmasının bir kriteri olarak kullanılırsa, mülkiyetin ve hayatın eşit derecede önemli olduğu yönünde yanlış bir algı oluşur; yani sistemde olumsuz bir yönlendirme meydana gelebilir. Doğrudan ekonomik kayıpları kaza sınıflandırmasının kriterlerinden biri olarak kullanmak, geleneksel düşünceyi yansıtmaktadır ve artık modern Çin toplumunun değer yargılarına ve mevcut politikalara ile düzenlemelere uygulanamaz. Üçüncüsü, 493 numaralı yönetmeliğin yirmi dokuzuncu maddesine göre, kaza soruşturma ekibi, kaza tarihinden itibaren 60 gün içinde kaza soruşturma raporunu sunmalıdır ; Özel durumlarda, kaza soruşturmasından sorumlu halk **ının onayıyla, kaza soruşturma raporunun sunulma süresi uygun şekilde uzatılabilir; ancak bu uzatma en fazla 60 gün olabilir. Yabancı uygulamalarla kıyaslandığında bu gereklilik aşırı derecede katıdır. Soruşturma çalışmalarına sıkı zaman sınırlamaları getirmek, yalnızca kaza soruşturma ekibine büyük baskı yaratmakla kalmaz, aynı zamanda soruşturmanın kalitesini de olumsuz etkiler ve sonuçta soruşturma sonuçlarının bilimselliğini etkileyebilir. Yurtdışındaki büyük kazaların soruşturulmasında genellikle katı zaman sınırlamaları yoktur; ülkemiz de kazaların soruşturulması için daha bilimsel bir zaman sınırlaması getirmelidir. Dördüncüsü, 493 numaralı yönetmelik hükümlerine göre, ülkemizin kaza soruşturma ekipleri esas olarak ilgili **fonksiyonel departmanların çalışanlarından ve sektör uzmanlarından oluşmaktadır. Kaza soruşturma sürecinde sıkı bir çıkar çatışması önleme sistemi bulunmamaktadır ve kaza soruşturmasına katılan birçok departmanın aynı zamanda ilgili sorumlu departmanlar olma ihtimali yüksektir. Bu yaklaşım, genellikle soruşturma sonuçlarının objektif ve tarafsız olmasını sağlamakta zorlanır ve hakem ile sporcuyun birleştiği izlenimini verir. Kaza soruşturmaları ve işlemleri, şeffaflık, adillik ve geniş çapta güvenilirlik ilkelerine uygun olarak yürütülmelidir. Eğer soruşturma sonuçları toplum tarafından kabul görmüyorsa, bu durum sadece daha büyük ekonomik ve sosyal kayıplara yol açmakla kalmaz, aynı zamanda **itibarı da olumsuz etkileyebilir. Önemli kazaların veya olayların soruşturulmasının adil, şeffaf ve güvenilir olmasını sağlamak amacıyla yabancı ülkelerde genellikle yasal olarak uzmanlaşmış kaza araştırma ve analiz kurumları kurulur; bu kurumlar, ilgili uzmanları ve çeşitli kesimlerden kişileri bir araya getirerek kaza soruşturmalarını bağımsız bir şekilde yürütür. Beşinci olarak, 493 numaralı yönetmeliğin değiştirilmesi sırasında, araştırma ekibinin görev dağılımı, saha inceleme adımları, kanıt toplama gereklilikleri, teknik analiz birimlerinin nitelikleri, mağdurun veya mağdurun akrabalarının taleplerini iletim şekli, yargısal müdahalenin başlatılması ve iletişimi, kaza soruşturma sürecinin üçüncü taraf denetimi ve itirazları, kaza soruşturma sonuçlarının kamuoyuna duyurulması ve halkla iletişim kurulmasına ilişkin düzenlemeler gibi bazı standartlaştırılmış ve somut olarak uygulanabilir iş prosedürlerinin eklenmesi önerilmektedir. Örneğin, medya röportajlarının ve kamuoyu yönlendirmesinin nasıl yönetileceğine dair düzenlemeler artırılabilir; özellikle internet ve yeni medya ile ilgili düzenlemelere vurgu yapılmalıdır. Kaza soruşturması sırasında, kamuoyu gelişmelerini takip etmek üzere özel bir kişi atanmasını öneriyoruz. Çeşitli toplumsal endişelere gerçekçi bir şekilde yanıt verilmeli ve bilimsel temellere dayalı cevaplar sunulmalıdır. Altıncısı, kaza soruşturmasının ardından elde edilen deneyimlerin geri bildirilmesine ve mümkün olan en kısa sürede uygulamaya geçirilmesine özel önem verilmesi önerilmektedir. Kazalardan ders çıkarmayı bilmek gerekir; kaza soruşturmalarının nihai amacı, toplumumuzun da bundan ders alarak aynı hataları tekrarlamasını önlemektir. Amerika Birleşik Devletleri **Trafik Güvenliği Komitesi, 1967 yılından beri ulaşım kazalarının araştırılmasından sorumlu olarak, 2200 kurum ve bireye 12.000 adet güvenlik önerisi göndermiştir. Bunların %58’i doğrudan Amerika Birleşik Devletleri ulaşım sektörüne yöneliktir ve bu sektörden her bir öneri için 90 gün içinde alınan önlemleri açıklaması istenmektedir; bazı önerilerin kabul edilmemesi durumunda ise bunun nedenleri belirtilmelidir. Kaza inceleme raporunun sonuçlarına varılıp somut öneriler sunulduktan sonra, ilgili **yetkili veya denetim organları, söz konusu alanlardaki işletmeleri veya kuruluşları denetleyerek bu önerilerin tam anlamıyla uygulanmasını sağlamalıdır. Böylece çeşitli kazaların acı verici dersleri toplumsal ilerlemenin itici gücüne dönüştürülebilir. İyi yağmur zamanını bilir, ilkbaharda yağar. Ülkemiz, ekonomik ve sosyal gelişimin önemli bir döneminde bulunmaktadır. Güvenli üretim sistemleri ve mekanizmalarında yenilikler hızla gelişmektedir; bu nedenle üretim güvenliği kazalarının araştırılmasına ilişkin sistemlerdeki reform ve yenilikler konusunda daha fazla beklenti içinde olmamız için geçerli nedenler vardır.

Submit a Project

**Looking for Chemical Technology, Equipment & Solutions?** No Registration Required Broader Platform Exposure | Global Chemical Service Provider Connections

Submit Request — Free Consultation

Disclaimer

This is an automated machine translation of the original thread. Some technical terms may have inaccuracies; the original text shall prevail. Click "View Original" at the top right to access the source page, which supports IP-based automatic real-time language translation. Please watch out for contact details and sales inducements to prevent fraud. All content and translations are for reference only, representing solely the poster's personal views. For enquiries, email service@hcbbs.com.